Kezap, yalan yere yemin veya kefaret gerektiren durumlar nelerdir?
İslam hukukunda ve fıkıh literatüründe kezzap (aslında keffaret kastedilmektedir, halk dilinde ve telaffuzda kezap veya keffaret olarak geçer; burada kefaret hükümleri ele alınmaktadır) dini yükümlülüklerin ihlal edilmesi, yasak çiğnenmesi veya verilip de tutulamayan sözlerin telafisi için öngörülen mali, bedeni veya hem mali hem bedeni ibadet türleridir. İslam dininde bireyin toplumsal ve bireysel sorumluluklarını korumak, adalet duygusunu canlı tutmak ve yapılan hataların manevi tahribatını onarmak amacıyla çeşitli kefaret türleri mevcuttur. Bu durumların başında yalan yere yemin etmek, verilen sözleri tutmamak, oruç yasaklarını bilerek çiğnemek, ihram yasaklarını ihlal etmek ve zıhar gibi evlilik içi hukuki ve ahlaki ihlaller gelmektedir. Her bir kefaret türünün kendine has sebepleri, uygulama biçimleri ve bağlayıcılığı bulunmaktadır.
Yemin kefareti, İslam ahlak ve hukuk sisteminde Yüce Allah'ın adını anarak yapılan fakat yerine getirilmeyen ya da yalan yere yapılan yeminlerin kefaretidir. Kur'an-ı Kerim'de Maide Suresi'nin 89. ayetinde yemin kefaretinin hükümleri ayrıntılı bir şekilde açıklanmıştır. Yeminler genel olarak üç gruba ayrılır. Bunlardan ilki "Yemini lağiv"dir; kişinin geçmişte olmuş ya da olmamış bir olay hakkında doğru zannederek yalan yere yemin etmesidir ki bunda kefaret yoktur, çünkü kasıt bulunmamaktadır. İkincisi "Yemini gamus"dur; kişinin bilerek ve karşı tarafı zarara uğratmak veya bir hakkı gasbetmek amacıyla geçmiş zamanla ilgili yaptığı yalan yemindir. Bu yemin o kadar büyük bir günahtır ki, İslam alimlerinin çoğunluğuna göre bu büyük günahın kefareti yoktur; kimseden gizlenemeyecek kadar ağır bir tövbe ve istiğfar gerektirir, çünkü bu yemin kul hakkı içerir ve keffaretle temizlenmesi imkansızdır. Üçüncüsü ise "Yemini munakide"dir; gelecekte yapılacak bir iş hakkında yapılan yemindir. Kişi bu yemini bozduğunda kefaret ödemek zorunda kalır. Örneğin bir kimsenin "Vallahi bir daha o eve adım atmayacağım" deyip sonra o eve gitmesi durumunda yeminini bozmuş olur ve kefaret ödemesi gerekir.
Yemin kefaretinin yerine getirilmesinde aşamalı bir sıra gözetilir. İlk aşamada orta halli bir bütçeye göre on yoksulu doyurmak veya bunları giydirmek yer alır. Doyurma işlemi sabah ve akşam olmak üzere iki öğün yemekle veya bu öğünlerin bedeli olan sadaka-i fıtr miktarının on yoksula verilmesiyle gerçekleşir. Eğer kişinin maddi durumu buna elvermiyorsa, bu durumda sıradaki ikinci aşamaya geçilir ki bu da aralıksız üç gün oruç tutmaktır. Orucun peş peşe tutulması şarttır, arada gün yenirse veya araya başka bir mazeret girmeden kesinti olursa oruç baştan alınır. Yemin kefaretinde köle azat etmek de bir seçenek olarak Kur'an'da yer alsa da günümüz şartlarında bu unsur geçerliliğini yitirmiştir.
Kefaret gerektiren durumlardan bir diğeri Ramazan orucunun mazeretsiz ve bilerek bozulmasıdır. Ramazan ayının ibadet haysiyetini ve kutsallığını korumak adına, bu ayda tutulan orucun gün içerisinde yeme, içme veya cinsel ilişki yoluyla kasıtlı olarak bozulması ağır bir kefaret gerektirir. Burada söz konusu olan kefaret, "kefareti uzma" yani büyük kefarettir. Orucu bilerek bozan bir kimsenin öncelikle cezalandırıcı ve caydırıcı bir tedbir olarak aralıksız altmış gün oruç tutması vaciptir. Bu altmış günlük süreye Ramazan bayramı günleri, Kurban bayramı günleri ve kadınların özel halleri gibi oruç tutulması dinen yasak olan günler denk gelirse, bu günler oruçtan sayılmaz ve aradaki kesinti sebebiyle altmış gün orucu baştan başlanır. Kişinin yaşı ilerlemişse veya kronik bir hastalığı bulunup altmış gün peş peşe oruç tutmaya fiziki olarak gücü yetmiyorsa, bu durumda mali kefarete yönelinir ve altmış yoksulu doyuracak miktarda fidye ödenir. Bu kefaret, orucun ibadet disiplinine duyulan saygının bir gereğidir ve kasıtlı ihlallerin önüne geçmek için konulmuştur.
Hac ve umre ibadetleri sırasında ihramlı iken yapılan ihlaller de kefaret gerektiren geniş bir alanı kapsar. İhram yasakları, hac ve umrenin manevi atmosferini korumak, canlılara ve doğaya zarar vermemek amacıyla konulmuş kurallardır. İhramlı bir kişinin saç, sakal veya vücudundaki kılları bilerek tıraş etmesi, tırnaklarını kesmesi, dikişli elbise giymesi, erkeklerin başını örtmesi, koku sürünmesi, avlanması veya cinsel ilişkide bulunması durumunda işlenen ihlalin türüne göre kefaretler gündeme gelir. Bazı ihlaller kurban kesmeyi (dem), bazıları ise sadaka vermeyi veya belirli miktarda oruç tutmayı gerektirir. Örneğin ihram yasaklarından birini mazeretsiz ve bilerek ihlal eden bir hacı adayı, ceza olarak küçükbaş bir kurban kesmek, altı yoksula yiyecek vermek veya üç gün oruç tutmak seçeneklerinden birini tercih edebilir. Bu durumlar hac ibadetinin kusursuz tamamlanması için zorunludur.
Zıhar, cahiliye döneminden kalma ve İslam hukuku tarafından ağır bir yaptırıma bağlanmış olan bir başka kefaret sebebidir. Bir erkeğin karısını, kendisine haram olan annesi veya kız kardeşi gibi yakın bir kadının sırtına veya vücudunun mahrem yerlerine benzeterek "Sen bana anammış gibi mübareksin" ya da "Anamın sırtı gibisin" demesi ve bu sözle eşine yaklaşmayı haram kılmaya çalışması zıhar olarak tanımlanır. İslam dini bu haksız ve kadını aşağılayıcı uygulamayı yasaklamış ve zıharda bulunan bir erkeğin eşine fiilen yaklaşmadan önce ağır bir kefaret ödemesini zorunlu kılmıştır. Zıhar kefareti sırasıyla şu şekildedir: Öncelikle imkan varsa köle azat edilir; eğer bu mümkün değilse ara vermeden aralıksız iki ay oruç tutulur; buna da güç yetiremeyen kimse altmış yoksulu sabahlı akşamlı doyurur. Bu kefaret, aile kurumunun kutsallığını korumak ve eşler arasındaki haksızlıkları engellemek amacıyla getirilmiş caydırıcı bir müeyyidedir.
Yanlışlıkla veya hata sonucu bir insanın ölümüne sebebiyet verme durumu da hem hukuki hem de dini açıdan ağır bir kefaret ve diyet yükümlülüğü getirir. Taksirle adam öldürme yani kasten olmayıp trafik kazası, iş kazası veya benzeri ihmaller neticesinde bir insanın hayatını kaybetmesine yol açan kimselerin üzerindeki manevi sorumluluk çok büyüktür. Kur'an-ı Kerim'de bu durum için hem maddi diyet ödenmesi hem de mümin bir kölenin azat edilmesi, buna güç yetirilemediği takdirde ise aralıksız iki ay oruç tutulması emredilmiştir. Bu kefaret, cana kıymanın ne kadar büyük bir vebal olduğunu hatırlatmakta ve failin tövbesinin kabulüne vesile olan bedeni ve mali bir arınma süreci sunmaktadır.
Kefaret gerektiren tüm bu durumlar, bireyin dini ve ahlaki sorumluluklarını hatırlatan, toplumsal düzeni ve kul haklarını koruyan mekanizmalardır. İster yalan yere yemin, ister orucun kasten bozulması, ister ihram yasaklarının delinmesi, ister zıhar veya hatalı ölüm fiilleri olsun, her birinin altındaki ortak payda insanın hata yapma potansiyelini disipline etmek ve toplumsal barışı tesis etmektir. İslam hukukunda kefaretler sadece cezalandırıcı birer unsur değil, aynı zamanda kişinin günahlarından arınması, vicdanını rahatlatması ve ilahi afka ulaşabilmesi için sunulmuş birer imkân ve telafi yoludur. Bu kuralların her biri, bireyin hem kendi iç dünyasında hem de içinde yaşadığı toplumda daha sorumlu, dürüst ve duyarlı bir yaşam sürmesini sağlayan temel yapı taşları arasında yer almaktadır.
yemin kefareti, oruç kefareti, kefaret çeşitleri
0 Yorum:
Yorum Gönder